20 Ocak 2018, Kürt ve Kürdistan tarihi açısından yeni bir trajik sayfanın açıldığı gündür. O gün, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türk devletinin çeşitli kirli pazarlıklar sonucunda, 29 Ocak 2014 tarihinde özerkliğini ilan eden Efrîn Kantonuna saldırdığı tarihtir. Bu işgal harekatı, her şeyden önce gayri meşruydu; uluslararası hukukun pervasızca çiğnendiği ve vicdanları isyan ettirecek derecede adaletsiz bir karaktere sahipti.
Belli ki; Türk devleti dolaylı yollardan desteklediği DAİŞ’in Kobanê işgal harekatının yenilgiyle sonuçlanmasının verdiği intikam hisleriyle, bu kez ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) adlı DAİŞ türevi çetelerle birlikte savaşa bizzat dahil olmuştu. İşgal harekatının ilk gününden itibaren yoğun hava bombardımanları ve karadan top atışlarıyla 3800 kilometrekarelik yüz ölçüme sahip ve bir milyonu aşkın sivilin yaşadığı Efrîn kenti merkezi ve köyleri ile birlikte ölüm kusmaya başlamıştı. Ancak insan vicdanını ayaklandıran asıl mesele, bu hukuksuz ve adaletsiz saldırı karşısında başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olmak üzere dünya devletlerinin olup biteni sessizce izleyen siyasi tutumlarıydı.
İşte elinizdeki bu kitabı hazırlamaya, 58 günlük Efrîn Direnişi’ne odaklanarak dünya ve Ortadoğu çapındaki siyasal gelişmelerle birlikte kaydetmeye, o gün karar verdim. Bu karar, aynı zamanda vicdanımın da isyan çığlığıydı.
Şüphesiz ki tarihe bu tür bir not düşmek, bizzat savaş alanında kahramanca direnenler tarafından yapılmalıdır. Eminim yazılacak, hatta belki yazılmıştır da. Ama o savaş pratiğinin yoğunluğu içinde, dünyada ve bölgede yaşanan tüm siyasi, askeri ve diplomatik gelişmeleri Efrîn’i odağına alan bir ‘günlük’ tadında kaydetmek kolay olmayabilirdi. Ben de bu muhtemel eksikliği gidermek amacıyla yola koyuldum. Umarım bu mütevazi katkı daha geniş bilimsel araştırmalar için bir teşvik nedeni olabilir.
Efrîn Direnişi’nin 58 günlük birinci aşamasını ve 18 Mart 2018’den itibaren başlayan 20 Ocak 2019’a kadar devam eden ikinci aşamasını esas alan olayları, bir ‘günlük’ formunda kaydederken elinizdeki bu kitabın önemli bir bölümü de ortaya çıkmış oldu. Ancak kanaatimce; gerilla savaşının bu bir yıllık kesitini daha iyi anlatabilmek açısından PKK ve Önder Öcalan, Kürt ve Kürdistan tarihi, Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Ortadoğu’da cereyan eden siyasal gelişmeler, Kürdistan’ın dörde bölünmesi, Suriye’nin Fransız manda yönetimi altındaki yılları ile 1946 sonrası, İttihat Terakki Hareketi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, AKP-MHP-Ergenekon faşizminin kurumsallaşması, 2011 yılında Suriye iç savaşının başlaması konularına ilişkin özel vurgularla şekillenmeseydi elinizdeki bu kitap amacına ulaşmış sayılamazdı.
Şüphesiz ki tek bir eser kapsamında, tüm bu konuları detaylıca incelemek de imkansızdı. Bu nedenle, kitabın birçok eksiklikler taşıdığının farkındayım. Okuyucunun hoşgörüsüne sığındığımı özellikle belirtmek isterim. Giriş bölümünün hazırlanmasında eserlerinden yararlandığım başta Sayın Abdullah Öcalan, Gazeteci Sayın Fehim Taştekin ve Akademisyen Sayın Jordi Tejel’e teşekkür etmemek de kendi açımdan büyük bir eksiklik olurdu. Kitabın basılma aşamasına kadar ki süreçte, eleştiri ve önerileriyle katkı sunan Rojava Özerk Yönetimi’ndeki yoldaşlara, kitaplarından ve analizlerinden yararlandığım yazarlara, dijital ortama geçirilmesinde büyük emekleri olan arkadaşlara en içten teşekkürlerimi sunarım.
Kanlarıyla ve canlarıyla Efrîn Direniş Destanı’nı yazan ölümsüz şehitlerimizi, HSD/YPG/YPJ’nin yiğit savaş gazilerini ve Rojava’daki büyük özgürlük abidesinin inşasında emeği geçen herkesi minnet duyguları içinde saygıyla selamladığımı ifade etmeyi bir borç bilirim.
1 Haziran 2019
Hatip Dicle
Cesur Yürekli İnsanlar
€15.00“Bakara Suresi 251. ayet der ki; “Davud Calut’u öldürdü, Allah da ona mülk ve hikmet verdi, ona dilediğinden öğretti…”
Ayete göre; Ahit Sandığı, Talut’un hükümranlığının simgesi olduğu gibi, hadislerde bildirildiğine göre Mehdi’nin yeryü-zünde kuracağı hükümranlığın da simgesi olacaktır. Yanında sandığın bulunmasıyla hükümranlığı açıkça anlaşılan Hz. Talut, Calut’un ordusu ile savaşmış ve bu savaş esnasında kutsal emanetlerin bulunduğu sandık, zalim hükümdar Calut’un eline geçmiştir. Ancak Talut, her kim ki Calut’u öldürüp Ahit Sandığı’nı geri alırsa hükümdarlığını ona bırakacağını söyler. Talut ile Calut’un ordularının karşılaştığı savaş alanında bu kez savaşacak olan, silahşörlüğüyle nam salmış Calut’un kendisi ve çelimsiz çoban Hz. Davut’tur. Kuşkusuz ‘O’, hiç kimsenin asla kendinden daha üstün bir düşman ile karşılaşmayacağının evrensel yasasını biliyordu. “Her mücadele, görünenin ötesinde daima eşittir!” Hz. Davud elinde bir sapan ile değil, ancak yüreğinde kurduğu kral olma düşü ile Calut’u öldürmüştü.
“Düşüşte düşmanlık olmaz. Düşmanlık, sen yükselişe geç-tiğinde vardır.” Düşman, sen yükselişteyken karşına çıkar ve korktuğu oranda da zalimleşir. Özgürlük derecen ve iraden ne denli yüksekse onun hareketi de o denli sinsice olur.
İşte, Diyarbakır zindan direnişi tam da böylesi bir çıkışın, yükselişin menkıbesi olduğu için karşıdaki düşman bu muhte-şem çıkışı karşılayacak biçimde kendisini acımasızlıkta sınır tanımayacak şekilde dizayn etmiş ve mazlum bir halkın evlatla-rına karşı korkunç bir insanlık suçu işlemiştir.
Bundan dolayı; Diyarbakır 5 No’lu Zindanı’nda TC’nin uy-guladığı şiddet oranında, tutsak edilmiş Kürdistan devrimcileri direnişi yükseltmiş ve uygulanan şiddet, direniş duvarlarına çarparak parçalanmıştır. Diyarbakır zindan direnişi bir kez daha göstermiştir ki; hangi üstün donanıma sahip olursa olsun, hiçbir düşman senden daha üstün ve senden daha güçlü değildir. Tıpkı Hz. Davud’un, Calud’u alnının ortasından sapanıyla attığı tek bir taşla vurması gibi… Ölmenin dahi yasaklandığı Diyarbakır 5 No’lu Zindanı’nda; zalimler, kendilerine karşı ellerinde diren-mekten ve düşlerinden başka hiçbir silahları olmayan mazlum Kürt evlatları karşısında hezimete uğramışlardır… Nihayetinde; “zafer zahiri gücü elinde bulunduranın değil, yüreğinde ‘düş’ün gücünü taşıyanındı.”
‘Düş’ gerçekti, gerçek olan ‘düş’ idi ve güneşe yüzünü dönenlerin ‘düş’ü bir gün mutlaka gerçekleşecekti…
İşte bu kitap; Kürdistan’ın özgürlüğü için yola çıkmış, ömürlerinin baharındaki gencecik Kürt evlatlarının bu yolda ağır bedeller ödediği Diyarbakır 5 No’lu Zindanı’nda yaşanan vah-şeti, birinci ağızdan anlatan belgesel bir anlatıdır…
Bu mezalimin yaşandığı yıllarda Amed bağrından yükselen yüzlerce evladının çığlıklarını sağır olup duymamış, kör olup görmemişti. Zindanın dışı aya, içi güneşe dönmüştü yüzünü. Diyarbakır 5 No’lu Zindanı’nda yaşanan, yaşatılan vahşetin şiddeti, duyduğum uzak yakın bütün zamanlarda yüreğimde derin bir boşluk duygusu bırakmıştır.
Bir Kürt kadını olarak Diyarbakır zindan direnişçileri benim koruyabildiğim namusum, onurum ve haysiyetimdir… Kürt özgürlük mücadelesinin kat ettiği yol adına onlara minnettarım.





Reviews
There are no reviews yet.